Kentsel dönüşümde depreme odaklanılmamalı

Kentsel dönüşümde depreme odaklanılmamalı

Yapı – İnşaat Dosyası kapsamında görüştüğümüz İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe ile inşaat sektörünün durumunu, oda faaliyetlerini ve Cemal Gökçe’nin yaşamına dair birçok şeyi konuştuk. Kentsel dönüşüm konusunda sadece depreme odaklanmanın doğru olmadığını söyleyen Gökçe, İstanbul dışında Anadolu’nun farklı yerlerinde de çekim merkezleri oluşturulması gerektiğini önemle belirtiyor.

Cemal Bey hayata 1949 yılında Ağrı’da merhaba dediniz ve üniversite hayatına kadar Ağrı’da yaşadınız. Bu sürece kısaca değinebilir misiniz?

Ben çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğuyum. Dokuz kardeştik. 7 yaşımdan beri çalışıyorum. Köy kökenli bir yaşamın içinde olmam nedeniyle önce kuzuları ve koyunları otlattım ardından tarla ve çayırla tanıştım. Kışları okula, yazları tarlaya gittik. Köyümüzde ortaokul ve lise olmadığı için bu eğitimlerimi Ağrı merkezde tamamladım. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a geldim.

Zor bir süreç miydi?

Zor olmasından öte mutlu bir süreçti. Kişiliğimi çok etkilediğini ve geliştirdiğini düşünüyorum çünkü küçükbaş hayvanları dizginlenmesi ve hizada tutması çok kolay değildir. Ben bunu çocuk yaşımda yapmaya başladım. Eee tabi bir de bunları akşam eve getirmesi var. Ben onları akşam eve hiç eksik getirmedim. Bu durum insanın kişiliğine de yansıyor. Tabiat şartları insanları geliştiriyor daha mücadeleci kılıyor. O dönem traktör olmadığı için tarlalar hayvanlarla sürülürdü. Ben boyunduruğa binerek hayvanları sürmeye çalışırdım. Bir tarafta Murat Nehri bir tarafta tarla, aşağıya bakardım uçurum. Eğer sıkı tutunmayacak olsam aşağıya düşecek olsam Murat Nehri’nin o en taşkın sularına kapılacağım. O kadar korkardım ama yine de babama bir şey söylemezdim. Babamı şimdi anlıyorum ki çalışmayı öğrenmemiz ve mücadeleci olmamız açısından bu şekilde davrandı. Şimdi düşünüyorum da çok doğru iyi yapmış.

Evli misiniz?

Evliyim, bir kızım var.

Lisede öğretmen okulunda okudunuz. Hiç öğretmenlik yaptınız mı?

Ben öğretmen kökenliyim. Aileme katkıda bulunmak amacıyla İstanbul’da üniversiteyi okurken gündüz öğretmenlik yapıyordum. Biz dokuz kardeştik. Babam bizi iki koluyla besliyordu. Benim dışında okuyan kardeşlerim de vardı. Bu nedenle babamdan hiç para almadım. Bir dönem Ağrı’da öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Veli Efendi İlk Okulu’nda öğretmenliğe başladım. Aynı zamanda akşamları da üniversitede okuyordum.

Bir dönem öğretmenlik yapıyorken hangi sebepler inşaat sektörüne yönelmenize neden oldu?

Mühendisliği isteyerek okudum. Tercih yaparken nedenleri çok düşünmemiştim ama dönüp geriye bakınca yaşanılan bazı olaylardan etkilendiğimi görüyorum. Bunlardan ilki çocukken bir yavru köpeğim vardı ve ben o köpek için bir yer yaptım. Duvarlarını taşla örüp üzerine çalıp koyup toprakla kapatıyordum. Fakat her defasında yıkılıyordu. Sonra taşların üst üste konulmaması gerektiğini öğrendim. Tekniğini öğrenince bu benim oldukça hoşuma gitmişti. Bunun dışında, ortaokuldayken Ağrı’da bulunan İshakpaşa Sarayı’na gitmiştim. Bir kayanın üzerine kurulan devasa bir saraydır. Mimarisi ve yapımı çok ilgimi çekti. Bu iki olayın bu mesleği seçmemde oldukça etkili olduğunu
düşünüyorum.

İnşaat Mühendisleri Odası’na nasıl dâhil oldunuz ve Başkanlığa kadar gelişen bu sürece kısaca değinebilir misiniz?

1974 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum ve aynı yıl İnşaat Mühendisleri Odası’na üye oldum. Aynı yıl çalışmaya Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Teknik Eleman olarak çalışmaya başladım ardından Bayındırlık Müdürlüğüne geçtim. 1978 -1979 yılında İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi oldum. 12 Eylül’de sürecinde Bayındırlık Bakanlığı’ndaki işime son verdiler. 1981 yılından bu yana mühendis olarak serbest çalışıyorum. 1998 yılından bu yana İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanlığı görevini yürütüyorum. 1999 yılı depremi benim meslek odası yöneticilik süremi de arttırdı. O sırada Altınoluk’taydım. Depremi duyunca hızla İstanbul’a geldim. Yalova’dan Gölcük’e Gölcük’ten İzmit’e, İzmit’ten İstanbul’a kadar depremin yarattığı her sahneye şahit oldum. Mesleğimin son derece önemli olduğunu, Türkiye’deki yapı stokunun, deprem güvenliğinin olmadığını gördüm. Kısa bir süre için yönetici olmayı planlamam rağmen süreç bugüne kadar geldi.

“İstanbul’un can damarları korunmalı”

Biraz oda faaliyetlerinize değinelim. Neler yapıyorsunuz?

Öncelikle, inşaat mühendisliği can ve mal güvenliği ile ilgilenen bir alan. Bu nedenle bilinçli olmayı gerektiriyor. Meslekte sadece diploma almak yetmiyor. Bu nedenle diplomayı aldıktan sonra da verdiğimiz bazı eğitimler söz konusu. 1999 depreminden sonra meslek içi eğitim ve kurslarımız devam ediyor. Mesleğimizle ilgili konuları meslektaşlarımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Mesleğimizle ilgili dünyadaki yeni bilgi ve teknolojileri meslektaşlarımızla ulaştırmak için ülkemize taşıyoruz. Çünkü bizler, önce insan, sonra mühendisiz. Bu yüzden sosyal ve toplumsal sorumluluklarımız var. İnşaat mühendislerinin bu toplumsal sorumlulukları duyması için hafta içi ve hafta sonu seminerler gerçekleştiriyoruz. Konularında uzman isimler ve bilim adamları geliyor. İnsanla ilgili ne varsa İnşaat Mühendisleri Odası olarak teknik ve sosyal açıdan biz orada var olarak onların çalışmalarını yapıyoruz.

Cemal Bey, özellikle Erciş depreminden sonra yoğunlaşan kentsel dönüşüm sürecinin içindeyiz. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bununla birlikte bu yeni yapılar İstanbul depremini kaldırabilecek mi?

Varsayalım ki İstanbul depremi yok. Olmasa da yapılarımızın daha kaliteli ve güvenli olması gerekmez mi? Kentsel dönüşüm konusunu sadece depreme odaklamalarını doğru bulmuyorum. Bugün deprem kullanılarak İstanbul’da boş alan bırakılmıyor ve göç yolları hızlandırılıyor. Kentsel dönüşümde tek seçenek olarak İstanbul sunulursa ve her yere konut yapılırsa bugün üst üste, yaşam kalitesi düşen, trafiğin sorunlu olduğu bir kent yaratırsınız. Bu yüzden Anadolu’nun farklı yerlerinde çekim merkezleri oluşturulmalı. Ülkemizde bulunan binaların birçoğunun deprem güvenlikleri yok. Bir kısmının yıkılıp yeniden yapılanması, bir kısmının da güçlendirilmesi gerekir. Bu, bir planlama içinde, bilimsel bir çalışma sonucunda verilmeli. Oysa bugün kentsel dönüşüm konusu ‘yık yap’ mantığıyla yapılıyor. Bu da yeni mağduriyetleri ortaya çıkartacaktır. İnsanlar kentsel dönüşüm kapsamından yerlerinden alınıp başka yerlere gönderilerek mağdur edilmemeli. Kentsel dönüşüm yapılırken yeni bir yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Deprem bahane edilerek yeşil alanının en fazla olduğu, su havzalarının olduğu İstanbul’un can damarları yapılaşmaya açılıyor.

“Boş alanlar, havuz alanı olarak değerlendirilmeli”

 

Kentsel-donusumde-depreme-odaklanılmalı-1

Ülkemizde bulunan binaların birçoğunun deprem güvenliği yok. Bu yüzden binaların bir kısmının yıkılıp yeniden yapılanması bir kısmının da güçlendirilmesi gerekir. Bu yapılanma, bilimsel bir çalışma sonucunda
verilmeli.

Biraz işin havuz kısmına değinmek istiyoruz. Yapılan yeni alanlar, havuz sektörünü nasıl etkiliyor?

Bir taraftan yeni kent tartışmaları konuluyorken diğer taraftan yapılan yapıların kent özellikli olması gerektiği düşünülüyor. Daha çok site anlayışı çerçevesinde yapılarımız düşünüldüğü için atıklar çoğaldı ve atık öyle bir noktaya geldi ki insanlar Marmara Denizi’ne giremiyorlar. Tatillerinden ve zamanlarından belli bir süreyi ayırıp başka yerlere gitmek de çok kolay değil. Bu durumda gündeme ister istemez havuz konusu geliyor. Mademki bu kadar önemli ve lüks konutlar yapılıyor bu lüksün derecelerinden birisi de havuz yapmaktır. Bir taraftan lüks anlayışı çerçevesinde bir yandan da ihtiyaç temelli olarak havuz konusu gündeme geliyor. Hangi anlayışa gündeme gelirse gelsin havuz, özellikle İstanbul ve büyükşehirlerde sık kullanılan ve ihtiyaç haline dönüşen bir çerçeveye oturmuştur.

Size gelen projelerde havuz sayısına ilişkin bir artış gözlemliyor musunuz?

Evet, yapı sayısına göre bir artış söz konusu. Kentsel dönüşüme bağlı olarak özellikle site tarzı yerlerde sayıları artmış bulunmaktadır. Neredeyse yeni yapılan her sitede havuz mevcut. Buralarda boş alan yaratılma imkânı varsa bana göre havuz alanı olarak değerlendirilmeli. Her yeri koca koca yapılarla doldurup çirkin bir alan ortaya çıkmasındansa bir havuz alanının olması hem estetik hem boş dinlenme hem eğlence açısından tercih edilmelidir.

Cemal Bey, aslında çok önemli bir mesleği icra ediyorsunuz. Mesleğiniz sizin için ne ifade ediyor?

Mesleğim bana insanları, özellikle gelecek kuşakları çağrıştırıyor. Yaptığımız hizmetin insan odaklı bir meslek olduğunu ifade ediyor çünkü insanlar o mekânların içinde korkusuz yaşamalılar. Bu alanlarda kullanılan her kaynağın sürdürülebilir olması lazım. Gelecek kuşakların da bu kaynaklarda hakkının olduğunu bilerek daha güvenli, daha uzun süre hayatta kalabilecek hayat ortamını çağrıştırıyor. Dolayısıyla mesleğim benim için öncelikli olarak insanları çağrıştırıyor.

Sizin mesleğinize dair projeleriniz var mı?

Doğru bir ulaştırma sisteminin nasıl olacağını, doğru bir kent yaşamının nasıl olacağını her defasında anlatmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bizim projelerimiz insan odaklıdır, insanın düşüncesinde olan her şey bizim planlarımız içerisindedir. Bunlardan hareketle, günlük, haftalık ve yıllık projelerimiz oluyor. Bu projeler doğrultusunda planlarımızı sürdürüyoruz.

“Yaptığım her işi ciddiye aldım”

Havuz sauna dergisi olarak biraz da tatil faaliyetlerinize değinmek istiyorum. Tatillerde doğayı kültürel dokuyu mu tercih edenlerdesiniz yoksa deniz ve güneş diyenlerden misiniz?

Benim için deniz ve güneş ne kadar önemliyse bir yayla hayatı da bir o kadar önemlidir. Tatil, bir tercih meselesidir. Kimileri Kanarya Adalarını tercih edebilir ama ben Afrika’nın uçsuz bucaksız topraklarını daha çok merak ediyorum. Zamanım elverdiği sürece Türkiye’de gitmediğim yerlere gitmeyi planlıyorum. Bunun yanında sadece Türkiye’nin değil dünyanın birçok yerindeki tarihi ve kültürel mirasları yerinde ziyaret ederek görmek istiyorum.

Cemal Bey, sizin emeklilik hayaliniz nedir?

Emekli olmayı hiç düşünmüyorum. Emeklilik hoşlanmadığım bir şey. Hayattan emekli olma ve eve kapanmak gibi bir düşüncem yok. Yöneticiliği elbette belli bir süreden sonra bırakacağım. Fakat hem mesleğimle ilgili hem sosyal hayatımla ilgili her zaman uğraşacağım bir şeyler olacaktır.

Cemal Bey, bu yaşınıza kadar hayatınıza onca şey sığdırdınız. Dönüp geçmişe baktığınızda neler düşünüyorsunuz?

Öncelikle kendime yönelik hiçbir pişmanlığım yok. Kendimle barışık bir insan olduğumu düşünüyorum. İnsan güzellikleriyle, yalnızlığıyla, sıkıntısıyla, problemleriyle bir bütündür. Ben kendimi bu bütünlüğün bir ifadesi olarak görüyorum. Gelmiş olduğum yerden ve geçirmiş olduğum süreçten son derece mutluyum. Yaptığım her şeyi severek yaptım. Sevmediğim hiçbir işi yapmadım. Hayalimde zengin olmak hiçbir zaman yoktu. Zamanımı çok para kazanmak için harcamadım aksine en güzel zamanlarımı sosyal ve toplumsal olaylara ayırdım. Yaptığım her işi ciddiye aldım, önemsedim. Bu çerçevede geçmişe dönüp baktığımda kendimle ilgili hiçbir sıkıntım yok.

Röportajımıza katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*


dokuz − yedi =